MENÜ
19 Haziran 2026 Cuma
DOLAR 46,4463 ▼ %0,02
EURO 53,3240 ▲ %0,18
ALTIN 6.241,05 ▼ %0,73

Trump, ABD, İran, İsrail ve Türkiye Güç Dengesi

Ortadoğu’da Kartlar Yeniden Dağıtılıyor

Amerika Birleşik Devletleri, İran ve İsrail üçgeninde gelişen yeni diplomatik süreç, Washington yönetiminin bölgesel aktörlerle ilişkilerini yeniden tanımlamasıyla birlikte dünya siyasetinde yeni bir dönemi başlatıyor. Ankara’nın öncülüğünde şekillenen bu jeopolitik dönüşüm, ezberleri bozarak bölgedeki Türk devlet aklının ve diplomasisinin gücünü bir kez daha gözler önüne seriyor.

Washington-Tel Aviv Hattında “Büyük Ortak” Resti

ABD Başkanlık koltuğuna dönen Donald Trump’ın İsrail yönetimini açıkça “küçük ortak” ilan etmesi, küresel sistemdeki egemenlik hiyerarşisinin ifşası niteliğini taşıyor. Trump’ın “Ben olmasaydım İsrail var olamazdı” çıkışı, Tel Aviv’in güvenlik şemsiyesinin tamamen Amerikan iradesine bağlı olduğunu tescilliyor. Lübnan’daki insani dramı ve Beyrut’taki yıkımı “adaletsiz” olarak niteleyen ABD liderliği, İsrail’in saldırgan tutumunu artık taşınması gereken bir stratejik yük olarak görüyor.

İran’ın Bölgesel Statüsü ve Hürmüz Hamlesi

Batı medyasının yıllardır sürdürdüğü kara propagandaya tezat oluşturacak şekilde, Trump’ın yeni İran yönetimini “akılcı, güçlü, zeki ve radikal olmayan” sıfatlarıyla tanımlaması dikkat çekiyor. İran’ın askeri savunma hakkı olan balistik füze programının meşru kabul edilmesi, müzakerelerin nükleer sınırları aşarak Tahran’ın bölgesel gücünün fiilen tanınması anlamına geliyor. İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise bu yeni dengede ülkesinin Hürmüz Boğazı üzerindeki egemenliğini ekonomik ve hukuki bir koz olarak kullanacağını, geçişlerden “hizmet bedeli” talep edilebileceğini belirterek yeni bir dönemin sinyallerini veriyor.

Türkiye’nin Tarihi Garantörlüğü ve Hakan Fidan’ın Tespiti

Gelişen bu hassas süreçte Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar ile birlikte barışın ve uzlaşının en büyük güvencesi olarak konumlanıyor. Trump’ın “Lübnan’ı Suriye’ye bırakalım, onlar çözebilir” yaklaşımı, Türkiye’nin bölgede aktif rol oynadığı diplomatik hattın bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın “İsrail’e ilişkin illüzyonun dağıldığı ve bu ülkenin tüm dünya için bir güvenlik sorununa dönüştüğü” yönündeki vakur açıklamaları, küresel sistemdeki bu kaçınılmaz kırılmayı en net şekilde ortaya koyuyor. Devletimizin bu kutlu ve kararlı duruşu, Suriye’deki istikrar çabalarında olduğu gibi, tüm Ortadoğu coğrafyasında adaleti tesis edecek yegane güç olmaya devam edecektir.

Kaynak: Sabah

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir